Bugun...
Umre Günlüğüm - Allah’ın Yardımı


Garip Sağlık Barnabas
garibuzaman16@gmail.com
 
 

facebook-paylas
Tarih: 20-04-2019 17:08

1989 senesi Aralık ayında Umre‘ye niyetlendim hem de tek başıma. Bekâr bir genctim, sakalım simsiyahtı, serbest çalışıyordum. Önceden hayal dahi edemeyeceğim bir durumla karşı karşıyaydım. Sanki Allah (c.c.) bir zorluk, bir kolaylık veriyordu.

Toplumda o günlerde bir adamın Umre‘ye gitmesi demek çoğunlukla ticarete gitmesi demekti, tabii gitmişken ibadet te yapıyorlardı. Genelde Umre Ziyareti, emeklilik sonrası yaşı ilerlemiş, evden camiye camiden eve giden yaşlıların tüm günahlarından kurtulma operasyonu idi. Hele bir gencin Hac’ca ya da Umre‘ye gitmesi mümkün değildir. Giderse de herkes itiraz eder “daha çok gençsin, yaşlanınca gidersin” tepkileri ile karşılaşırdı.

Toplumda algı böyle olunca ben de böyle şeylerle karşılaştım tabi. Ama yeni iman etmiş birinin İslam’ı öğrenmeye ve yaşamaya susuzluğu çok fazla oluyordu. Elhamdülillah, halen de doymuş değilim. Genç olmanın gelecek hesabı yapmama gibi bir avantajı da var.

İlk defa pasaport çıkarıyordum heyecan had safhada, ailem ise şaşkındı “bu nereden çıktı diye” düşünüyorlardı ama beni engellemek için bir şey de yapmadılar. Çoğu aile bu durumda çocuğunu engellerdi o zamanlarda.

O arada Tophane’de kiminle oturuyorsam konu Umre oluyordu tabi. Daha önceden Umre veya Hac’ca gidenler sohbet bombardımanına tutuyorlardı. Çoğu konuşurken gözleri doluyor müthiş duygusal şeyler anlatıp sonunda “anlatılmaz yaşanır” diyorlardı. Dayımın oğlu Hacı Şeref Tunç ta en çok sohbet ettiğim kişilerdendi. Sürekli Umre ziyaretlerinde hissettiklerinden bahseder, iç çekerdi. Beni de manevi olarak desteklerdi.

Pasaport, resim, nüfus kâğıdı, 600 TL parayı bankaya yatırmış dekontu ile İstanbul Müftülüğüne yola çıkmıştım. Süleymaniye Camii ihtişamı ile beni karşılamıştı. Umre’ye gitmeden evvel aşı vurulması gerekiyordu. Aşı kâğıdını da kaybetmememiz gerekiyordu çünkü Arabistan Hükümeti hastalıklı insanların gelmesinden korkuyordu. Ben de iğneyi vuruldum, tüm evraklarım tamamdı, son bir onay lazımdı onu da bekliyordum.

Müftü Yardımcısı olduğunu söyleyen bir zat, beni odasına çağırdı ve başladı sorguya:

         - “Neden Umre’ye gitmek istiyorsun?” dedi, bir anda şaşırdım, kendimi polis sorgusunda hissettim.

         - “İbadet için” dedim, hiç te inanmayan bir gözle sorulara devam etti.

         - “Daha önceden Hacca gittin mi?” dedi, şaşırdım.

         - “Hayır, gitmedim” dedim.

          - “Öyleyse Umreye neden gidiyorsun, önce Hac’ca git” sorular ilginç, “sananne” diyemiyorum işim bozulmasın, bir şeyler söylesem “ben müftü yardımcısıyım, bana akıl mı veriyorsun” diyebilir, iki arada bir derede kaldım. Yapacak bir şey yok başladım cevap vermeye;

           - “Hocam Umre’ye gitmek için Hac’ca gitmek farz değil ki o ayrı bir ibadet bu ayrı bir ibadet” dedim, şaşırdı.

           - “Ama Umre farz değil ki sen önce Hac’ca git” dedi ve beni kovalamaya çalıştı, ben de:

           - “Hocam Şafii’lerde Hacc da, Umre de ayrı ayrı farzdır, ben de Şafii’yim” dedim. Bu sefer,

           - “Sen askerlik te yapmamışsın” deyince ben de “tecilliyim” dedim. Hoca da en sonunda ağzından baklayı çıkardı:

            - “Ya gençler Umre‘ye diye gidip, kaçak işçi olarak Arabistan’da kalıyorlar, böyle olunca biz de sıkıntı yaşıyoruz. Sana izin veremem illa da gitmek istersen 500.000 liralık bir senet imzalayıp öyle gidebilirsin” dedi. 

            - “Gelmediğin zaman da o para yakınlarından tahsil edilecek” dedi.

Bende 500.000 liralık senedi nasıl imzalayayım, o kadar malım yok ki, neyi emanet göstereceğim. Boynu bükük şekilde Tophane’nin yolunu tuttum. Parktaki çay ocağına gelip hüzünlü hüzünlü oturdum. Hacı Şeref Tunç beni görünce ne yaptığımı heyecanlı bir halle sordu. Başıma gelenleri tek tek anlattığımda “sen meraklanma hallederiz” dedi. Hemen yandaki manava doğru koşar adımlarla gitti.

Biraz sonra yanında Tophane’nin yaşlı amcalarından manav Aziz Amca ile geri geldi. Konuyu sorunca, ben de anlattım, dinledi ve “ben hallederim” dedi. “Yürüyün Müftülüğe gidiyoruz” deyince ben içimden “yandık” dedim ama çare yok peşine takılarak Süleymaniye’ye doğru hızlı adımlarla yola çıktık.

Manav Aziz Amca (Aziz Süzgün, Ammo Meez de derlerdi), mahallenin sevdiği, celalli, bir anda parlayıp ortalığı savaş alanına çeviren bir tabiata sahip olduğundan onu hem sever hem de ondan çekinirdik. İnşallah gitiğimiz yerde kavga etmeyiz çünkü gideceğimiz yer Müftülük. Yoksa kavgada sorun yok çünkü Topahne’deki gençler kavga ederken zevk alırlar, dayak yeseler bile.

Ta Müftü Yardımcısının odasına kadar geldik, “tam da burası çarşı-pazarın karışacağı yer” dedim içimden. Aziz amca yine yüksek ses tonu ile kapıyı bile çallmadan içeri dalıverdi.

          - “Selamun aleyküm Müftü Efendi” dedi. O arada ben gözlerimi kapayayım mı diye düşünüyordum, Müftü Yardımcısı ne derse beğenirsiniz!

           - “Ve aleyküm selam, hoş geldin hacım” biz Şeref abi ile şoktayız, meğerse Aziz amca geçen sene Hac’ca Müftü Yardımcısı ile birlikte gitmiş, bir ay birlikte Hacc yapmış birbirelerine nazları geçecek kadar yakınlaşmışlar. Aziz amca hemen konuya girdi;

           - “Bu genç benim akrabam, Umre’ye gidecek, ben buna kefilim” deyince Müftü Yardımcısı sesini çıkarmadan hemen yazımı onayladı.

Ben de derin bir nefes aldım, sevinçliydim artık Umre yolu ufukta gözükmüştü. Hacı Aziz Amca da Umre’de kallavi bir duayı hak etmişti. Allah (c.c.) ona rahmet eylesin, makamını cennet eylesin.

Böylece Allah’ın (c.c.) yardımını açık açık görüyordum. Artık ufak ufak yolculuğa hazırlanabilirdim.



Bu yazı 234 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Nidayi Sevim
23-04-2019 21:28:00

"Geçmiş zaman olur ki hayali cihan değer" tadında, rngayet güzel bir yazı. İhamınız daim olsun. rnSelam ve dua ile...

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANAN HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI