Bugun...
İtikâf ve Tefekkür


Garip Sağlık Barnabas
garibuzaman16@gmail.com
 
 

facebook-paylas
Tarih: 15-06-2018 04:31

İtikâf ve Tefekkür


     Ramazan ayının son on günü mescitte kalınarak yapılan itikâf ibadetinin en can alıcı noktasının tefekkür olduğunu düşünüyorum. Mescitte ibadetin dışında bol bol tefekkür etmek için vakit bulabiliyor insan. Gündüzü oruçla, gecesi teravih ile süslenen bu zamanda zikir ile meşgul oldukça okunan Kur’an ayetleri ve kılınan namazlar sanki insan beynini daha da genişletip tefekküre uygun bir hale getiriyor.

     Peygamber Efendimiz’in (sav) Hira mağarasında, kendisine elçilik görevi gelmeden evvel yalnız kalıp tefekkür etmesi sanki bu göreve hazırlık aşaması gibiydi. O ilk ayet gelene kadar birkaç sene o mağaraya zaman zaman gidip bazen günlerce kalması, içinden gelen bir sıkıntının çözüm arayışı gibiydi. Yoldaşı Hz. Hatice Annemiz (R Anha) O’na (sav) yiyecek götürmek için Mekke’den onca yolu aşıp, Nur dağını tırmanarak Hira mağarasına ulaşırdı. Onu buraya, insanlardan uzaklara çıkartan sebep neydi diye düşünürdü herhalde. Müşrikler bu sıkıntısını ve uzletini “Muhammed, Rabbine âşık olmuş” diye nitelendirirlerdi. Sadece Allah (cc) ile birliktelik için tefekkür müydü yoksa hayatta bir şeylerin ters gittiği gerçeğinin cevabını göklerde ve yerde aramak mıydı? Çünkü o yükseklikten görülen şeyler sadece bulutlar ve uzakta işaret taşı gibi duran Kâbe idi. Soru şuydu herhalde, nereye bu gidiş?
     O (sav) zayıf ve yetim bir çocuk olarak kendini bulduğu dünyada akrabaları arasında korunarak büyüdü, sevildi, el üstünde tutuldu. Ama ya diğer yetimler, garipler, kimsesizler onlara ne olacaktı, onları kim koruyacaktı, bunların korunması için bir sistem gerekliydi.
     Mekke cahiliyesi içinde kırk yaşına kadar gördüğü adaletsizlik ve ahlaksızlığı, ticaret yapmak için gittiği Medine ve Şam diyarında da farklı şekillerde de olsa yaşandığını müşahede etti. Bu dünyanın adaletli ve ahlaklı bir sisteme ihtiyacı vardı.
      İnsanların, üzerine konan bir sinekten bile korumaktan aciz, şekilli ve şekilsiz putlara tapmaları Onu (sav) derinden rahatsız ediyordu. Bu yüzden uzak duruyordu putlardan ve putperest sistem yöneticilerinden. Bu cahilliğin son bulmasının ancak doğru inanç sayesinde olabileceğini düşünüyordu. Bilinse mutlaka insanlara tebliğ edilmeliydi de. Her yerde mükemmel bir düzen var iken toplumdaki bu düzensizliklere nasıl son verilirdi, nasıl bir sistem?
       Bu sorunun cevabı; mağara ziyaretlerini bitirmesine sebep olan olaydı herhalde. Oku emrini bildiren vahiy, O’nun sorularına hem bir cevap hem de hayatının bundan sonrası için yol haritası gibiydi. Ağır bir yük yüklendi. Tefekkür, bir sancının sonucu oluşuyor ve cevap her zaman rahatlatıcı değil sorunu çözmek için yapılması gereken işleri işaret ediyor. Ne acayip.
        Günümüzde de ilmin, teknolojinin, insan haklarının bu kadar ileri gittiği bir dönemde, bir balina için ülkelerin seferber olduğu ekranlarda, dünyada yüzbinlerce yetim, mağdur ve kimsesiz çocuk perişan halde. Bazılarının plajlarda cesetleri tuzlu suyla dolmuş olarak görüntüleniyor.
         Beş ülkenin menfaati için bütün dünyanın esir alındığı birlikler kurulmuş, enerji kaynakları için güçlü ülkeler basit bahaneler üreterek zayıf ülkeleri işgal etmekte; demokrasi götürmekte, petrolü ülkesine geri getirmekte. Sonra pardon kimyasal silah yokmuş denmekte.
           Şimdi size soruyorum: Mekke’deki Arap cahiliyesi bitti mi yoksa Ebu Cehil, Kuzey Amerika’da taht mı kurmuş? Medine Yahudileri ihanetleri sebebiyle Medine’yi terk ettiler ama Filistin topraklarını mı işgal ettiler? İbni Selül münafıklıktan vaz mı geçti, yoksa öğrencileri, halkı Müslüman olan ülkelerin kralları mı oldular?
          Vahyi tekrar baştan, yeni olarak, tap taze, bize indiriliyormuşçasına okumak ama Peygamber gözlükleri ile hadislerle, Sahabiler gibi birbirini tekfir etmeden, sahip çıkarak İslam’ı yaşamak zamanı gelmedi mi?
          Yoksa politik oyunlarla tatmin olmak mı, yüz binlik beşiklerle gol gol diye sallanmak mı, üretmeden tüketmeye, sömürülmeye devam mı? Tefekkür ediyorum, itikâftan sonra uymaya/uyuşmaya devam mı edeceğim yoksa yol haritasına (Kur’an’a) bakarak Zümrüd-ü Anka kuşu gibi küllerimden yeniden mi dirileceğim?



Bu yazı 147 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANAN HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI